FETİŞİZM

Fetiş Pagan dinlerinden ortaya çıkan, Portekizcede “Feticio” yani büyüleyici nesne anlamında kullanılan bir kelimedir. Canlı yada cansız bir nesneye farklı anlamlar yükleyip doğa üstü gücü olduğuna inanıp ondan fayda beklemeye dayanan inanç biçimidir.

  Fetişizmin bir çoğumuzun aklına ilk gelen cinsellik boyutunu düşünelim; Herhangi bir nesneye, vücut uzvuna veya cinsel bir duruma duyulan yoğun ilgi, arzu ve istektir. Ayak fetişizmi ile başlayıp Bondage, Golden shower ve buna benzer pek çok farklı segmentleri vardır. Genellikle köle sahip ilişkisine dayanıp dominatrix kişilerin baskın olduğu bir sex biçimidir. 1960 yılında Amerika’da yaşanan Cinsel Devrimle beraber insanlar cinsel hayatlarını özgürce yaşamaya başladılar ancak Türkiye’de bu böyle değildir. 

Freudyen bir bakış açısıyla baktığımızda Freud’un çocukluk döneminde anal döneme takılı kalmış bireylerin istekleri olarak ortaya çıktığı kabul edilebilir. Vücuttaki bazı bölgeler ile ilgili eylemler ebeveyn tarafından kınanıp, yasaklanınca bedenin yine kısmi nesne statüsündeki bir başka bölgesine yöneliyor. Çocuk yaptığı şeyin içinde cinsel nitelikte haz uyandırdığını ve esasen masumiyet görünümü altında ebeveyni atlatan hileli bir yola başvuruyor. Burada bir tür “gözlemcilik”(voyörizm) de var. Bu gözetmeciliğin radikal şekli tuvaletini yapan erişkinleri -hatta bazen başka çocukları- gözetlemek biçiminde sergileniyor. Burada haz veren “dokunma” duyumunun yerine görme hazzı yani “bakış” duyumu oluyor. Kimi zaman bakma arzusunun tersine, bakılma arzusuna dönebileceğini biliyoruz. İşte egzibisyonizm (teşhircilik) de tersine dönme olayının bir ürünüdür. 

  Freud acı duyumunun cinsel uyarılmaya yol açabildiğini ve cinsel haz uğruna acı duyumunun hazsızlaştığına katlanabildiğini düşünerek mazoşistik eylemin sadizmden önce geldiğini ileri sürmüştü. Çocuk ebeveynin verdiği acıdan başka çıkar yolu yoksa haz almayı öğrenmiş olabilir. Örneğin Viktorya çağının ebeveyninin ahlâkî terbiyesinden geçen bir çocuk önce maruz kaldığı zulümden doğan mazoşistik zevkler ile tanışacak sonrasında ise saldırganla özdeşleşme yolu ile kendisi de benzer sadistlik faaliyetleri başkasına uygulayacaktır. Tüm ruhsal bozukluklar”bastırılma” adı verilen bir savunma mekanizmasından ortaya çıkar. Buna göre bilince,egoya ve psikolojik bütünlüğe zarar veren yada verecek olgular, egonun savunma duvarına çarparak bilinçdışına itilir, bastırılır, gömülür. Bastırılmış her duygu zamanla fetişe dönüşür.